Fatma Yıldız | İç Eğitmenler için Etkin Çözümler
15576
post-template-default,single,single-post,postid-15576,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-theme-ver-10.0,wpb-js-composer js-comp-ver-4.12,vc_responsive
 

İç Eğitmenler için Etkin Çözümler

İç Eğitmenler için Etkin Çözümler

Yetişmiş uzman personelin şirket içi eğitmen olarak değerlendirilmesi birçok kuruluş için kaçınılmaz bir olgu. Kurum içi eğitmenlik de, ya İnsan Kaynakları Bölümü tarafından teşvik edilen gönüllülük esasına dayalı olarak ya da bir yaptırımla ikincil bir görev olarak çalışanlara verilerek yürütülen bir süreç. Bu süreçte imdada ilk olarak “Eğitici Eğitimi” koşar. Minimum 2 günlük eğitici eğitimi sonrası, birincil işinde işi başından aşkın, eğitmenlikte isteksiz, nerden başlayacağını bilmeyen, sözde gönüllü ama gönülsüz iç eğitmenler kafilesine yeni bir kişi katılmış olur. Eğitici eğitimi tek başına yeterli midir? Eğitici Eğitimi başlangıç düzeyinde bir formasyon kazandırır ama kişiye “eğitmen” sıfatını yapıştırmak için yeterli değildir. Eğitmenlik unvanı İnsan Kaynakları ya da yönetim tarafından bahşedilse de bu unvanın içini doldurmak, layıkıyla yapmak çalışanın kendisine kalır.

Birinci öncelik iç eğitmenin yeni görevine ne kadar vakit ayıracağını yönetimle birlikte planlamasıdır. İç eğitmenin ikinci işi, anlatacağı konuya ne kadar hakim olsa da, vakit ayırarak, odaklanarak, üzerinde araştırma yaparak, aktarmak isteyeceği mesajdan uzaklaşmadan bir eğitim hazırlamaktır. Bu da zaman alır. Eğitmenliği sadece anlatılacak konu ile ilgili bir power point sunum hazırlamak ve sunumda yazılanları aktarmak olarak algılamak son derce yanlıştır. Power point sunumu, eğitim için amaçlanan bir şey değil, aktarılmak istenenleri aktarmada kullanılan bir araçtır. Eğitmen bunu bilincinde olmalıdır.

Eğitmene “Eğitmenlik” görevini verenlerin ve onun eğitimine gelen yetişkin kişilerin, yani mesai arkadaşlarının, yöneticilerin veya astlarının ondan beklentileri vardır. Eğitmen, hem onu eğitmen olarak atayanların hem de eğitimine katılanların istek ve beklentilerinin farkında olmalı ve sorumluluğunun bunları karşılamak olduğunu bilmelidir. Eğitmen sunumuna, “Ben anlatacağımı anlatırım, anlayan anlar, anlamayan anlamaz” anlayışı ile yaklaşamaz.

Eğitmen, eğitiminin tasarıma geçmeden önce bazı soruların cevaplarını netleştirmek durumundadır. Cevabı bulunacak ilk soru “Amacım ne?” sorusudur. Eğitmen, bu sorudan ve cevabından hiçbir zaman uzaklaşmamalı, eğitim içeriğini adım adım şekillendirirken kendisine soracağı soru hep bu olmalıdır. Amacım ne? Neyi aktarmak, neyi öğretmek, neyi kazandırmak istiyorum? Bundan sonra cevaplaması gereken sorular ise; “Katılımcılar kimler?”, “Konuya ne kadar hakimim?”, “Bilgi, görüş, materyal, doküman desteğine ihtiyacım var mı?” ve en önemli soru olan “Konuyu nasıl anlatacağım?” sorularıdır.

Nasıl’ın cevabını bulmadan önce katılımcı profiline göz atmak gerekir. Karşınızdaki kitle yetişkin kişilerden oluştuğuna göre, yetişkin özellikleri son derece önemlidir. “Yetişkinler nasıl davranır ve nasıl öğrenirler?” Karşınıza çıkacakların unvanlarından bağımsız düşünün. Karşınızdaki kitle, şimdiye kadar birçok eğitime katılmış, bu eğitimlerde yaşadıklarından eğitime dair bazı kalıplaşmış görüşleri ve deneyimleri olan bir kitledir. Bireysel farklıları olan bir kitle… Görsel, işitsel, kinestetik özellikleri farklı ve bu anlamda beklentileri ya da öğrenme düzeyleri, öğrenme araçları da farklı olan insanlar… Bu durumda, hazırlanan eğitim de mümkün olduğu kadar herkese hitap edecek şekilde hazırlanmalıdır.

Sadece düz anlatımla yapılan eğitimleri bir düşünün. Ya da eğitmenin sadece ekrandan slaytları göstererek konuyu aktardığı bir eğitimi… Eğitimden geriye nasıl bir iz kalır? Kalır mı bilmem! Hatta eğitmenin arkadaşı ya da yöneticisi olan katılımcılar, bir eğitime değil de tek bir kişinin konuştuğu bir toplantıya katıldıklarını düşünebilirler. Eğitim, “yapılmış olması için yapılan” bir eğitime dönüşmemelidir.

Peki… sıkıcı konular, talimatlar, prosedürler nasıl daha farklı anlatılabilir, power point sunumundan başka çare var mıdır? Evet vardır. Eğitimler çok çeşitli yöntemlerle canlandırılabilir. Yeter ki farkına varın ve eğitimleri canlandırmanın yollarını aramaya bakın. Öncelikle şunu bilin; yetişkinlerin sınıf içerisinde dikkat seviyeleri en çok 20 dk. canlı tutulabilir.

Eğitimlerde katılımcıların “keyfi” önemlidir. Keyifli eğitimler yaratmak için çaba sarf edin. Katılımcıları eğitime ısıtmaya ve birbirleri ile tanışmalarına önem verin. Her ne kadar şirket içi eğitimlerde katılımcılar birbirini tanıyor olsa da direk konuya geçmeden yapılan bir tanışma veya ısınma aktivitesi enerji seviyesini artırır. Eğitime gülümseyerek ve de enerjiyle giriş yapın. Bu konuda öğrenilecek çok çeşitli uygulamalar var. Bunlarla ilgili bilgi edinmeye ve bunları vereceğiniz eğitimlere uyarlamaya çalışın.

Bir eğitmen olarak, kendinizi nasıl geliştireceğinizi, konunuzun kaç farklı şekilde anlatabileceğini, eğitmenlik çantanızda neler bulunması gerektiğini hep akılınızda tutun. “Oyun”un gücüne inanın ve oyun oynatmaktan çekinmeyin. Yaratıcı Drama’nın önemini göz ardı etmeyin. Yaşayarak öğrenmeyi eğitimlerinize nasıl dahil edebileceğinizi düşünün. Beyin Fırtınasını, canlandırmaları (rol-play), küçük grup çalışmaları ile vaka çalışmalarını yararlanılabilecek araçlar olarak dağarcığınızda bulundurun.

Eğitmenlik önemli bir görevdir. Bu bilinci aklınızdan çıkarmayın. Kendini sürekli geliştiren, araştıran, kalıcı izler bırakan eğitmen olmak için gayret sarf edin. Eğitmenlik hiçbir zaman “Oldum, piştim, tamam” denilecek bir iş değildir.